"Beyazıt'ta Zaman" projesi Şişli ve Gayrettepe Soroptimist Dernekleri aracılığı ile tarihi Beyazıt Kütüphanesi'ni Islah Projesi çerçevesinde Beyazıt Devlet Kütüphanesi'nde verdiği konserle oluştu. Dönemin Kültür Bakanı İstemihan Talay'ın da katıldığı konserde seslendirilen eserlerin, üzerinde yapılacak yeni bir çalışma ile bir CD'ye aktarılmasına karar verildi.
"Beyazıt'ta Zaman" projesinde Tuluyhan Uğurlu sadece Beyazıt Meydanı'nın tarihine değil, geçmişten devraldığımız kültür mirasımıza da dikkat çekmek istedi. CD'nin bölüm başlıkları şöyle:
CD'nin içinde Beyazıt ve kütüphane ile ilgili olarak Doğan Hızlan'ın Hürriyet Gazetesi'nde yazdığı bir yazı da yer aldı. Beyazıt Meydanı'nın başına gelenler: BEYAZIT DEVLET KÜTÜPHANESİ'ne doğru yürüyorum. Kişiliksiz bir meydandan, caminin ihtişamına yakışmayan derme çatma dükkánların önünden geçerek. Ticaretin teslim aldığı Aydın Muhiti'nde, gözlemcilerin en yorgunuyum.
Beyazıt Devlet Kütüphanesi...
On dört yaşımdan beri, yağmaladığım bilgi kovanım.
Devletin kurduğu ilk kütüphane. Tarih 27 Eylül 1882. İlk adı Kütüphane-i Umumi-i Osmani.
İkinci Bayezid Külliyesi'nin içinde. Bilimle dinin Osmanlı tarzı buluşma yerleri.
Meydanda polisler, polis otoları ve otobüsleri. Meydan; mühendislerin, mimarların, yapı işçilerinin terk ettikleri bir şantiye sanki.
Onlar terk ettikten sonra, işportacılar işgal edecek burayı. Çığırtkanların sesi, kitap okuyanların beyninde çınlayacak.
Meydanın yalnız mimarisiyle değil ismiyle de oynadılar. Hürriyet Meydanı dediler, Bayezid'e çevirdiler, neyse şimdi peşini bıraktılar.
Güneş üniversite kapısına vurmuş, Havuzlu Meydan, bir sepya fotoğraf gibi soluk ve unutulmuş, bir şimşek gibi parlayıp geçiyor gözümün önünden. Fotoğrafı biraz büyütüyorum, mermerden havuz, etrafı çiçekli, kenarında banklar, fıskıyelerden fışkıran su damlacıkları havayı serinletiyor. Ruhlara suyun dinginliğini getiriyor.
Daha 28 Nisan 1960 olmamış, su seslerine kurşun sesi karışmamış.
Çınaraltı'nda oturuyoruz, Onat Kutlar ölmemiş, Akşit Göktürk de henüz aramızda.
Öğleye doğru elinde kocaman bir çanta, altın çerçeveli gözlüğü, sol elinin serçe parmağında yüzük, boynunda madalyon önümüzden Abdülbáki Gölpınarlı geçiyor. Hepimiz hayranlıkla ona bakıyoruz.
Cuma namazını kılanlar, Çınaraltı'na gelip bizle ve birbirleriyle merhabalaşıyorlar.
Polise gerek duymuyoruz, duymuyorlar.
* * *
KAHVEHANELER, lokantalar, o semtin tamamlayıcıları.
Biz üniversite öğrencileri, yeni yazarlar olarak Çınaraltı'ndan Sahhaflar Çarşısı'na giriyoruz, Kapalıçarşı'dan geçip, Nuruosmaniye Camii'nin avlusundan yürüyerek, Cağaloğlu'na kitapçılara gidiyoruz.
Hiçbir çirkinlik bizim önümüze çıkmıyor. Tarihi doku bıçaklanmamış. İstanbul henüz mimari seri cinayetleri yaşamamış.
BEYAZIT Kütüphanesi Müdürü Şerafettin Koca'nın odasında birlikte eski bir Beyazıt Albümü'ne bakıyoruz. Fotoğraflar, yazılar bir meydanın tahribatının acıklı öyküsünü dile getiriyor.
Havuzun etrafını dolanan tramvaylardaki insanlar, Haydar Bey'in havuzuna bakıyorlar. Banklarda el ele oturmuş, öğrenci sevgililere.
Tramvay durağındaki dergici yolumuzu çeviriyor, yeni edebiyat dergilerini hatırlatıyor bize.
Bir şehrin estetiğiyle kim oynayabilir, her türlü özgürlüğe evet ama estetik özgürlük'e hayır.
Diğerlerine karışmam ama Avrupa Birliği, Kopenhag Kriterleri'ne, şehir standartlarını da koymalı, bunu bize uygulamalı.
Meşum bir renk kataloğundan seçilmiş, pizzacının sarı duvarına bakamıyorum.
* * *
HAYDAR BEY'in havuzu şimdi sadece Sait Faik'in Havuzbaşı öyküsünde yaşıyor. Bir meydanın insan tarihçesini bulurum bu hikáyede:
''Ne dersin sevgilim, Beyazıt Havuzu kışın donar mı? Murtaza Çavuş'la karısı Hacer Ana'ya donar dedim.''
03.03.2002 - HÜRRİYET Gazetesi
![]()